28.8.05

Son limana...


Son limana demirledi gemi, çıkmamak üzere
Çünkü ne rüzgardan ne de gün ışığından medet var artık
Işık taşıyan şafağı terk ettikten sonra Kaptan Eudemos
Oraya gömüldü gün misali kısa ömürlü gemisi, kırılmış bir dalga gibi.

25.8.05

Yaşamın ta kendisi...

DALYAN

Dalyan deltası...
Kafam biraz karışıktır oldum olası
Denize doğru yüzlerce yol var
Ama hangisi doğru, hangisi çıkmaz?
Aman, sen bir yana ben bir yana
Ayrı düşmüşüz yanyana
Karşımız deniz
Yardım et yoksa gidemeyiz
Kıyıda bir saz gibi yalnızlık olmaz
Dalyan deltası
Yaşamın ta kendisi
Düğümdür dokusu
Öyle kolay çözülmez
Aman, sen bir yana ben bir yana
Ayrı düşmüşüz yanyana

Bülent ORTAÇGİL Bu Şarkılar Adam Olmaz

24.8.05

Mutluluğa içelim...

Mutluluk her kılığa giren bir sultandır, tebdil dolaşır, tanıyamazsın. Dün akşam benim soframdaydı. Sofra dediğin ne? Bir dilim beyaz peynir, soyulmuş bir domates, beş- on yeşil zeytin, bir dilim kavun, kıvamında kızarmış birkaç dilim ekmek, bir kadeh rakı.. Sultan çıkageldi. Ne başında kavuk, ne sırtında mintan, ne de kaftan.Tebdil dolaşır dedik ya, hızır gibidir, özlem duydun mu, bilincine eriştin mi çıkagelir; kimi zaman bir kadındır, kimi zaman bir dosttur, kimi zaman bir haberdir, kimi zaman bir musikidir, kimi zaman bir resimdir. Sofraya bir kadeh daha koydum, sonra elime sürahiyi alarak sordum; - Su ? - Evet... Su kattıkça rakı beyazlaştı, mis gibi anason kokusu yayıldı, kadeh buğulandı. - Şerefe !... Mutlulukla içmek için mutluluğun bilincine erişmekten başka çare yoktur. Eğer mutluluğu tanımıyorsan, sana merhaba demez; hayatın çileli yollarında bin kez karşılaşsan bile. Ne sen onu tanırsın, ne de o sana selam verir. Mutluluğu tanıyacaksın. Kim bilir belki de evin bahçesinde büyüyen çam ağacıdır mutluluk; belki sokağın köşesinde boy atan akasyadır. Evin bahçesinde çam yoksa, sokağın köşesinde akasya salınmıyorsa, pencerenden avuç içi gibi görünen denizdir. Pencerenden görünmüyorsa deniz, sokağa bak. Sokakta oynayan bir çocuk yok mu? Varsa adı mutluluktur. Ya yoksa? Kim bilir mutluluk belki de çocuk değil bir kedidir, soğuk kış günü camdan sana bakıyor. Aç pencereyi, girsin sıcak odaya minik kedi. Yavrunun önüne bir tabak süt koydun mu, üşümesi geçer, mırlanmaya başlar; sen de mutluluğu kediyle paylaşırsın. Ama mutluluk camdan bakan kedi değildir belki, mahpushane penceresinden görünen gökyüzüdür, ya da gökyüzünde uçuşan beyaz buluttur. Gökyüzünde bulut mu yok? Uzaklaş pencereden, eline bir kitap al, sayfalarını karıştır,işte bir şiir. Şiir mutluluktur; sözcüklerini inci taneleri gibi belleğine dizebilirsin; dizelerini gözeneklerinle özümseyebilirsin ; anlamını içine çekip soluyabilirsin ama, gerçekten mutluluğa hazırsan...
Ya hazır değilsen ? Sen uyumsamaya hazır değilsen, mutluluk ne ağaç kılığına girip karşına çıkar, ne çocuklaşır, ne de şiirleşip bir kitap sayfasında seninle buluşabilir. İnsanın amacı mutluluk değil mi? Bu uğurda yollara düşenlerin sayısı kaç? Ben diyeyim on sen de ki yüz milyon, berikine göre yüz milyar, bir söylentiye göre yüz trilyon... Herkese yeter mi mutluluk? Hazret-i İsa'nın tükenmez ekmeği gibidir mutluluk, paylaşıldıkça çoğalır. Herkese yetecek kadar mutluluk var. Mutluluk piyangosu paylaşım üzerinedir; Her çekilişte ne büyük ikramiye çıkar, ne de amorti. Çünkü mutluluk bölünemez, ancak paylaşılır. Paylaşma ile bölme arasındaki anlam inceliği mutluluğun ta kendisidir. İkinci kadehi doldurdum, mutluluğa tokuşturdum, bir ses yayıldı çın çın... Mutluluğa içelim. İlhan SELÇUK

23.8.05

En çok yalanlara...

İMİŞ
Ben bir ayna idim
Baktılar , baktım .
Gördüler , baktım ,
Baktılar gördüm .
Ne düğünler , ne doğumlar ,
Ne ölümler gördüm .
En çok yalanlara öldüm .
Kırdılar ,
Kırıldım artık .

Ben bir ağaçtım
Baltalandım .
Yonga yonga yongalandım ,
Yongalarda yandım ,
Mangallarda , sobalarda ,
Yangınlarda yandım .
Budaklarla budaklandım ,
Cilalandım , boyalandım .
Yaktım , yandım ,
Yaktılar .
Yandım artık .

Ben bir çağlayandım
Bir ırmağa aktım ,
Irmak oldum
Bir dereye vardım
Dere oldum
Bir nehire vardım ,
Nehir oldum
Bir denize vardım .
Hep baktılar ..
Aktım artık .

Özdemir ASAF Çiçekleri Yemeyin

Sakın gelme...

Sakın gelme sözlerim kayıp
Ayıp ediyorum kendime
Bir sızı var içimde
Ölesim tuttu
Yaşıyorum gürül gürül kaç gündür
Uyku tutmuyor sakın gelme

Sakın gelme hazır değilim
Deliyim kaç gündür
Lodosum tuttu
Poyrazım soğuk

Sakın gelme dönesim yok
Çok uzaktayım çok
Bir şarkı var aklımda
Söylemesi ayıp
Sözleri kayıp
Kaç zamandır dilimde
Sakın gelme

Söz :Fikret KIZILOK
Müzik:Fuat GÜNER

21.8.05

Yazmasam deli olacaktım...


Söz vermiştim kendi kendime:Yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da, bir hırstan başka ne idi? Burada, namuslu insanların arasında sakin, ölümü bekleyecektim;hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kalem, kağıt aldım.Oturdum. Adanın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkarttım. Kalemi yontuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım...
Sait Faik ABASIYANIK "Haritada bir nokta"
SON KUŞLAR

17.8.05

O dağlara gitmeyi erteledikçe...


Bir gün o dağlara gideceğim, o çiçekler içinde gideceğim dersiniz. Onların orada durduğunu, hep duracağını bilirsiniz çünkü. Onların hep orada duracağını bilirsiniz. Ertelemelerimizin, ertelerkende o anları yavaş yavaş durmaksızın yitirişimizin nedeni de bu inanç galiba. Bu inanç ama aynı zamanda bu yanılsama. Çiçekler tüm yeniden doğumlara karşın, zamanın akışında doğanın yıpratıcılığıyla hep o yerlerde yitiriliyor çünkü. Birilerinin bir yerlerde hep durduğuna, duracağına inanılmak isteniyor, birileri bir yerlerde sürekli yitirilirken.O dokunuşlar başkalarının oluyor, o dokunuşları, gerçek dokunuşlarınızı o dağlara gitmeyi erteledikçe yitiriyorsunuz. O dağlara gitmeyi erteledikçe başka türlü eksiliyorsunuz, giderek tükenen bir hikayeye yavaş yavaş giriyorsunuz. Geriye o çiçekleri bilenlerin gülümsemesi kalıyor. Mario LEVİ "İstanbul Bir Masaldı"