22.9.05

En zor işin...


Yaşamında en zor işin, kendi yolunu yürümek olacak- ve, ilişkin olan, önem ve değer verdiğin kişilere, bunu anlatmak: Yaşamının, yaşadığın kadarıyla, yalnızca senin yaşamın olduğunu; aynı şeyin onlar için de geçerli olduğunu; ilişkide olmanın da, bu temel gerekliliği engellemediğini, engellememesi gerektiğini...
Ama, anlatamayacaksın ki...
- Çünkü, daha kendin bile gereğince anlamamış olacaksın bunu...

Oruç Aruoba / de ki işte

17.9.05

Sonunda...


Çöldeki yolcuya güneş
neden öyle kötü bir arkadaştır?

Ve neden bu kadar cana yakın
hastane bahçelerinde güneş?

Kuşlar mı balıklar mı
ayın ağına düşenler?

Sonunda kendimi bulduğum
yerde mi yitirdiniz beni?

Pablo Neruda / Sorular Kitabı

10.9.05

Konuşmak...

bisiklet
Beşinci yöntem konuşmaktır, düşüncelerinizi açığa vurmak, insanlara içinizi açmak, bilinçli bilinçsiz tüm sırlarınızı, hatıralarınızı ve hayallerinizi ortaya dökmek, riyakarlığa sırt çevirmek, başkalarının sizin hakkınızda düşüneceklerine aldırmadan ilerlemektir. Bu yöntem bisikletle yol almaya benzer, herkesin gözü önünde ve karşınıza çıkan herkese el sallayarak.
Theodore Zeldin / İnsanlığın Mahrem Tarihi

9.9.05

Dalgalar değildir..

Deniz ebedidir:
Kabaran denize bakıp
Dalgalar coştu dersin,
Ama dalgalar değildir aslında coşan
Denizin kendisidir.

Hamzah Fansuri

7.9.05

Eve getirdik mi?

Büyükanne. Aklaşmış saçlarını toplamış, yüzü ince. Sıska bacakları.Hep mutfakta, midesine bir bıçak dayamış olarak yakaladığım büyükanne, hareketsiz.Ne kendi kıpırdıyor, ne de bıçağı kıpırdatıyor.
- Ne yapıyorsun burada? diye soruyor çocuk.
- Kendimi öldürmeye çalışıyorum.
Anıların tüm görüntülerini vermeyeceğim. Sonsuz gerideler. Bu görüntülerin renkleri soldu. Ama kaybolmadılar. Benim sönüp gitmemi bekliyorlar. Bu kadar hain bu görüntüler. Sen sonsuz gecelerce sevişmiş, sonsuz zamanlar sindirmiş olabilirsin içine. Böylesine hain bu görüntüler, yok olmuyorlar. Seni söndürüyorlar yavaş yavaş. Yeşil yayla rengi bugün gri yeşile dönüştü. Çok uzakta hafif dağ tepeleriyle çevrili. Kızkardeşim olması gereken bir kızın elini tutuyorum. Doğa ölmüş. Çocuklar ölmüş. Onlarla birlikte her şey. Küçük kentin göl kıyısında son bulduğu yerde büyük otlar bitiyor. Otların arasında dolaşıyor ve büyükanneyi arıyoruz.İnce bacakları olan. Kentten çok uzaklaştık.Herhangi bir çukurda kafasını görüyoruz.Gözlüklerini takmış. Uçları rüzgarda uçuşan başörtüsü var. Onu bu büyük otlar arasındaki çukurda nasıl tanıdığımızı bilemiyorum. Yaz rüzgarı esiyor.

- Burada ne yapıyorsun büyükanne, biz seni arıyoruz.
- Bu dağların ardında yitip gitmek istiyorum. Yitip gitmek..
- Dağların ardında yitip gitmek ne demek büyükanne?

Bulduk mu onu
Eve getirdik mi?

Tezer Özlü / Kalanlar

6.9.05

Kimse bilmez...


Bulut geçti, gözyaşları kaldı çimende.
Gül rengi şarap, içilmez mi böyle günde.
Seher yeli eser yırtar eteğini gülün,
Güle baktıkça, çırpınır yüreği bülbülün.
Bu yıldızlı gökler, ne zaman başladı dönmeye.
Kimse bilmez, kimse bilmez.

Söz : Ömer Hayyam Müzik : Mehmet Güreli

2.9.05

Yap-boz oyunu...

"..En yüksek tepelerin doruğuna ne diye tırmanasın ki,sonradan inmek zorunda kalacak olduktan sonra; inince de, yaşamını nasıl oraya çıktığını anlatarak geçirmen mümkün mü? Ne diye yaşar gibi görünesin ki? Neden sürdüresin? Başına gelecekleri şimdiden bilmiyormusun sanki? Olman gereken her şeyi daha önce olmadın mı: anasına babasına layık bir oğul, küçük cesur izci, daha iyisini yapabilecek iyi bir öğrenci, çocukluk arkadaşı, uzak kuzen,yakışıklı asker, yoksul genç adam? Biraz daha gayret etsen,hatta buna bile gerek yok,birkaç yıl daha geçse, orta sınıftan değerli bir meslektaş olacaksın.İyi koca, iyi baba, iyi yurtaş.Eski tüfek. Tıpkı kurbağalar gibi, toplumsal başarının küçük basamaklarını bir bir tırmanacaksın.Geniş ve çeşitlilik gösteren bir yelpaze içinden, arzularına en uygun düşen kişiliği seçebiliceksin, tam senin ölçülerine göre titizlikle biçilmiş olacak. Nişan verilecek mi sana? Kültürlü mü olacaksın? Ağzının tadını iyi bilen biri mi? Böbrek ve kalp uzmanı mı? Hayvan dostu mu? Boş saatlerini akortsuz piyanonda, sana hiç bir zarar vermemiş olan sonatları katletmekle mi geçireceksin? Yoksa, sallanan bir koltukta, kendi kendine yaşamın iyi yanlarıda olduğunu tekrar ederek pipo mu içeceksin?
Hayır sen yap-boz oyununun eksik parçası olmayı yeğliyorsun.Tasını tarağını topluyorsun. Şansını hiç denemiyor, hiçbir işe umut bağlamıyorsun. Sabanı öküzün önüne koşuyorsun, her şeyden sıtkın sıyrılıyor, dereyi görmeden paçayı sıvıyorsun, elindekini avucundakini yiyip bitiriyorsun, sermayeyi kediye yüklüyor, palamarı koparıyor,ardına bakmadan çekip gidiyorsun.."

George Perec Uyuyan Adam